Neyzen Tevfik'ten fıkra ve nükteler
1 sayfadaki 1 sayfası
Neyzen Tevfik'ten fıkra ve nükteler
Neyzen Tevfik’ten fıkra ve nükteler
Sİzlere
bu hafta Türk sanatının ölümsüz isimlerinden Neyzen Tevfik’in fıkra ve
nüktelerinden bir demet hazırlamaya çalıştım. Neyzen Tevfik aykırı bir
sanatçı olarak istibdat devrinin uygulamalarına karşı
çıkarken
Cumhuriyet döneminde de hükümetlerin uygulamalarını ince bir mizah
eseri ama çok sert nüktelerle eleştirirdi. Tabii Neyzen Tevfik’in en
çok öyküsü içki üzerine olanlar...
*****
Edep
Tanıdığı
bir subayı ziyarete, kışlaya gider. Subayın ricası üzerine askerlere
ney çalar. Sonunda aşka gelip zeybek oynamaya durur. Pantolonun
düğmelerini iliklemeyi unuttuğunu gören erlerden biri “Efendi amca,
edep yerin açıkta kalmış” der. Neyzen oyunu kesip ellerini kaldırarak
Tanrı’ya seslenir: “Çok şükür sana, nihayet karşıma edebim olduğunu
söyleyen bir kulunu çıkardın.”
*****
Evin yolu
Aksaray’da
bir ev kiralar. Yeni taşındığı sıralar, geceleri meyhaneden dönerken
ara sokak içindeki evini bulmakta güçlük çekmektedir. Bir gece,
karşısına çıkan bekçiye:
- Bekçi baba, Neyzen Tevfik buralarda bir yerde oturuyor. Sen evini biliyor musun?
- Neyzen Tevfik sensin ama beyim!
- Ben sana kimim diye sormadım, Neyzen Tevfik’in evini sordum...
*****
Kırk yıllık ölü
Dr.
Fahrettin Kerim Gökay “içkinin zararları” konulu konferansını
vermektedir. Bir ara “Rakının her kadehi, hayatımızı bir saat kısaltır”
der. Dinleyiciler arasında olan Neyzen yerinden fırlayıp bağırır:
- Eyvah, yandık!
- Hayrola?
- Hesap ettim, meğer ben öleli tam kırk yıl olmuş!
*****
Yüzü gülmez
Sert, kavgacı, geçimsiz bir adam olan komşusu Tahsin Bey’le karşılaşır. Tahsin Bey:
- Bugün hanımı dişçiye götüreceğim. Dün gülerken gördüm, ön dişlerinden ikisi çürümüş.
- Yalan söylüyorsun.
- Neden yalan söyleyecekmişim?
- Seninle yaşayan insanın yüzü güler mi hiç?
*****
Fasulyeye benziyor
İkinci
Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden
yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar. Karşılaştıklarında, Neyzen:
- Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.
- Genç yaşta vali oldu, neden fasulyeye benzesin?
- İşte ben de onun için benzetiyorum ya. Fasulye de sırığa sarılarak büyür.
*****
Yol veririm
Meyhanenin tuvaletine giderken, daracık koridorda bir kabadayı ile karşılaşır. Birinden birinin kenara çekilmesi gerekmektedir.
Neyzen,
“Müsaade et, geçeyim” der. Sarhoş kabadayı, “Sen kime kafa tutuyorsun
babalık, ben senin gibi ciğeri iki para etmezlere yol vermem” diye
aksilenir. Bizimki hemen kenara çekilir, “Ben veririm” der.
*****
Herkesin bildiği
Basın çevrelerinde tanınmış bir hanım, Neyzen’le karşılaşınca,
- Aşkolsun, benim için aşifte filan gibi sözler söylemişsiniz?
Neyzen elini sinek kovalar gibi sallamış:
- Hanım, sen beni tanımıyorsun. Ben herkesin bildiği şeyleri söylemem.
*****
Pisliğe bulaşmamak
Savaş vurgurcularından birinin dedikodusu yapılmaktadır.
- Tonla parası var. Herifin bir eli yağda, bir eli balda. Nereye gitse, hemen yol açıyorlar.
Neyzen sorar:
- Gerçekten kenara çekiliyor mu herkes?
- Çekiliyor.
- Demek cebindeki pisliğe bulaşmak istemiyorlar.
*****
Çalarken...
Soruyorlar:
- Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir.
Neyzen: “Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım”...
*****
Şimdiden belli!
Sadrazam
Sait Halim Paşa, Neyzen’i Yeniköy’deki yalısına davet eder. Yenilip
içildikten, Neyzen’in neyi dinlenildikten sonra Paşa Neyzen’e pırlanta
işlemeli eşsiz bir ney armağan eder. Bizimki neyi eline alıp inceler ve
Paşa’ya geri verir.
- Hayrola üstat beğenmedin mi?
- Çok beğendim.
- Peki neden almıyorsun?
- Ben yolsuz kalınca bu neyi satarım, yazık olur. İyisi mi sen bana beş lira ver, bu ney sende dursun...
*****
Neyzen Tevfik; aykırı bir yaşam, politik taşlama ve ince bir mizah
Neyzen
Tevfik 1879 yılında Bodrum’da doğdu. Çocuk yaşta geçirdiği bilinen bir
travma sonucu hayatı boyunca sara hastalığı ile boğuştu. Ailesinin
Urla’ya taşınmasından sonra İzmir İdadisi’nde bir süre okudu. Gittiği
İzmir Mevlevihanesi’nde dönemin çok ünlü şair ve edebiyatçılarıyla
tanıştı, onlardan Arapça, Farsça dersler aldı.
Çocukluğunda duyup hayran kaldığı ney çalmayı hiç bırakmadı ve bir efsane haline geldi.
İzmir’den sonra geldiği İstanbul’da Galata ve Kasımpaşa Mevlevihaneleri’nde kaldı, 1902’de Bektaşi oldu.
Abdülhamit
döneminin istibdat rejimi ile başı sürekli derde girdi, sayısız kere
ihbar edildi, tutuklandı ve hapiste yattı. Ama politik taşlamalarından
asla vazgeçmedi. İki kez Mısır’a gidip orada yaşadı. Mehmet Akif Ersoy
en yakın dostlarından biriydi.
Cumhuriyet döneminin başında
Ankara’ya gitti. Atatürk’e büyük hayranlık duydu. Ona karşı çıkanlarla
her fırsatta sert tartışmalara girdi.
Müthiş içkiciliği,
inanılmaz ney çalışı, nükte ve fıkralarıyla çok sevilen Neyzen Tevfik
1953’te öldüğünde cenazesine binlerce kişi katıldı. Özellikle
berduşlar, sokaklarda yaşayanlar bu büyük sanatkçıyı son anında yalnız
bırakmamıştı.
Sİzlere
bu hafta Türk sanatının ölümsüz isimlerinden Neyzen Tevfik’in fıkra ve
nüktelerinden bir demet hazırlamaya çalıştım. Neyzen Tevfik aykırı bir
sanatçı olarak istibdat devrinin uygulamalarına karşı
çıkarken
Cumhuriyet döneminde de hükümetlerin uygulamalarını ince bir mizah
eseri ama çok sert nüktelerle eleştirirdi. Tabii Neyzen Tevfik’in en
çok öyküsü içki üzerine olanlar...
*****
Edep
Tanıdığı
bir subayı ziyarete, kışlaya gider. Subayın ricası üzerine askerlere
ney çalar. Sonunda aşka gelip zeybek oynamaya durur. Pantolonun
düğmelerini iliklemeyi unuttuğunu gören erlerden biri “Efendi amca,
edep yerin açıkta kalmış” der. Neyzen oyunu kesip ellerini kaldırarak
Tanrı’ya seslenir: “Çok şükür sana, nihayet karşıma edebim olduğunu
söyleyen bir kulunu çıkardın.”
*****
Evin yolu
Aksaray’da
bir ev kiralar. Yeni taşındığı sıralar, geceleri meyhaneden dönerken
ara sokak içindeki evini bulmakta güçlük çekmektedir. Bir gece,
karşısına çıkan bekçiye:
- Bekçi baba, Neyzen Tevfik buralarda bir yerde oturuyor. Sen evini biliyor musun?
- Neyzen Tevfik sensin ama beyim!
- Ben sana kimim diye sormadım, Neyzen Tevfik’in evini sordum...
*****
Kırk yıllık ölü
Dr.
Fahrettin Kerim Gökay “içkinin zararları” konulu konferansını
vermektedir. Bir ara “Rakının her kadehi, hayatımızı bir saat kısaltır”
der. Dinleyiciler arasında olan Neyzen yerinden fırlayıp bağırır:
- Eyvah, yandık!
- Hayrola?
- Hesap ettim, meğer ben öleli tam kırk yıl olmuş!
*****
Yüzü gülmez
Sert, kavgacı, geçimsiz bir adam olan komşusu Tahsin Bey’le karşılaşır. Tahsin Bey:
- Bugün hanımı dişçiye götüreceğim. Dün gülerken gördüm, ön dişlerinden ikisi çürümüş.
- Yalan söylüyorsun.
- Neden yalan söyleyecekmişim?
- Seninle yaşayan insanın yüzü güler mi hiç?
*****
Fasulyeye benziyor
İkinci
Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden
yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar. Karşılaştıklarında, Neyzen:
- Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.
- Genç yaşta vali oldu, neden fasulyeye benzesin?
- İşte ben de onun için benzetiyorum ya. Fasulye de sırığa sarılarak büyür.
*****
Yol veririm
Meyhanenin tuvaletine giderken, daracık koridorda bir kabadayı ile karşılaşır. Birinden birinin kenara çekilmesi gerekmektedir.
Neyzen,
“Müsaade et, geçeyim” der. Sarhoş kabadayı, “Sen kime kafa tutuyorsun
babalık, ben senin gibi ciğeri iki para etmezlere yol vermem” diye
aksilenir. Bizimki hemen kenara çekilir, “Ben veririm” der.
*****
Herkesin bildiği
Basın çevrelerinde tanınmış bir hanım, Neyzen’le karşılaşınca,
- Aşkolsun, benim için aşifte filan gibi sözler söylemişsiniz?
Neyzen elini sinek kovalar gibi sallamış:
- Hanım, sen beni tanımıyorsun. Ben herkesin bildiği şeyleri söylemem.
*****
Pisliğe bulaşmamak
Savaş vurgurcularından birinin dedikodusu yapılmaktadır.
- Tonla parası var. Herifin bir eli yağda, bir eli balda. Nereye gitse, hemen yol açıyorlar.
Neyzen sorar:
- Gerçekten kenara çekiliyor mu herkes?
- Çekiliyor.
- Demek cebindeki pisliğe bulaşmak istemiyorlar.
*****
Çalarken...
Soruyorlar:
- Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir.
Neyzen: “Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım”...
*****
Şimdiden belli!
Sadrazam
Sait Halim Paşa, Neyzen’i Yeniköy’deki yalısına davet eder. Yenilip
içildikten, Neyzen’in neyi dinlenildikten sonra Paşa Neyzen’e pırlanta
işlemeli eşsiz bir ney armağan eder. Bizimki neyi eline alıp inceler ve
Paşa’ya geri verir.
- Hayrola üstat beğenmedin mi?
- Çok beğendim.
- Peki neden almıyorsun?
- Ben yolsuz kalınca bu neyi satarım, yazık olur. İyisi mi sen bana beş lira ver, bu ney sende dursun...
*****
Neyzen Tevfik; aykırı bir yaşam, politik taşlama ve ince bir mizah
Neyzen
Tevfik 1879 yılında Bodrum’da doğdu. Çocuk yaşta geçirdiği bilinen bir
travma sonucu hayatı boyunca sara hastalığı ile boğuştu. Ailesinin
Urla’ya taşınmasından sonra İzmir İdadisi’nde bir süre okudu. Gittiği
İzmir Mevlevihanesi’nde dönemin çok ünlü şair ve edebiyatçılarıyla
tanıştı, onlardan Arapça, Farsça dersler aldı.
Çocukluğunda duyup hayran kaldığı ney çalmayı hiç bırakmadı ve bir efsane haline geldi.
İzmir’den sonra geldiği İstanbul’da Galata ve Kasımpaşa Mevlevihaneleri’nde kaldı, 1902’de Bektaşi oldu.
Abdülhamit
döneminin istibdat rejimi ile başı sürekli derde girdi, sayısız kere
ihbar edildi, tutuklandı ve hapiste yattı. Ama politik taşlamalarından
asla vazgeçmedi. İki kez Mısır’a gidip orada yaşadı. Mehmet Akif Ersoy
en yakın dostlarından biriydi.
Cumhuriyet döneminin başında
Ankara’ya gitti. Atatürk’e büyük hayranlık duydu. Ona karşı çıkanlarla
her fırsatta sert tartışmalara girdi.
Müthiş içkiciliği,
inanılmaz ney çalışı, nükte ve fıkralarıyla çok sevilen Neyzen Tevfik
1953’te öldüğünde cenazesine binlerce kişi katıldı. Özellikle
berduşlar, sokaklarda yaşayanlar bu büyük sanatkçıyı son anında yalnız
bırakmamıştı.
Can ATAKLI- ALTIN ÜYE
-
Mesaj Sayısı : 158
Yaş : 68
ŞEHİR : Türkiye
Meslek : Gazeteci
Öğrenim Durumu : Yüksek
Aldığı Teşekkür : 20
Kayıt tarihi : 05/06/08
1 sayfadaki 1 sayfası
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz